• Amerikalılar ve Avrupalılar, barışa ulaşmak için liderlerin halklarını uzlaşma ve hoşgörüye hazırlaması gerektiğini bir türlü anlayamıyor. İsrail'le barışmak istiyorsanız, halkınıza, Ağlama Duvarı'nın Yahudiler için dini bir önemi olmadığını ve aslında Müslümanlar'ın mülkü olduğunu söylemezsiniz. Filistin Yönetimi liderleri İsrail'i "savaş suçlusu" olmakla ve "soykırımla" suçluyor ve kesinlikle halkını barış için hazırlamıyor. Bu iddialar sadece Filistinliler'i İsrail'e karşı daha da kışkırtmaya hizmet ediyor.

  • Eğer Yaser Arafat 2000 yılındaki Camp David zirvesinde eski Başbakan Ehud Barak'ın yaptığı cömert öneriyi kabul edemediyse, Mahmud Abbas İsrail'e nasıl herhangi bir taviz verebilir? Arafat'ın o dönemde öneriyi, İsrail'le bir barış anlaşması imzalayan ilk Arap lider olan ve suikaste uğrayan Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'la çay içmek istemediği için reddettiğini söylediği aktarıldı.

  • Hiçbir Filistinli lider İsrail'le kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşılmasını zorlayamaz. Ramallah'ta veya Gazze Şeridi'ndeki hiçbir lider, İsrail'le çatışmayı sona erdirme yetkisine sahip değil. İsrail'e taviz verilmesi konusunda konuşmaya cüret gösteren herhangi bir Filistinli çabucak hain olarak kınanır. Abbas'tan sonra gelecek Filistin liderinin İsrail'e gerçek tavizler verebileceğine inananlar da hayal görüyor.

Filistinliler'in en azından görünen gelecekte İsrail'le gerçek ve anlamlı bir barış anlaşması imzalayamamasının temel iki nedeni var.

Birincisi, barışa ilişkin hiçbir eğitimin olmaması. İkincisi böyle riskli bir görevi göze alacak, buna cesareti olan bir liderin yokluğu.

Ortadoğu'da tökezleyen barış sürecinin yeniden canlandırılmasından bahseden Amerikalılar ve Avrupalılar, bu iki faktörü görmezden geliyor. Halen, barışın mümkün olduğunu ve topun, İsrail'in sahasında bulunduğunu söylemekte ısrar ediyorlar.

Amerikalar ve Avrupalılar, barışa ulaşmak için liderlerin halkları uzlaşma ve hoşgörü yönünde hazırlaması gerektiğini gözardı ediyor.

Aslında, Filistinli liderlerin halklarını İsrail'le barış için hazırlamakta başarısız olduklarını söylemek hiç doğru değil. Onun yerine, Filistin liderliğinin kendi halkını uzun zamandan beri İsrail'e karşı, İsrailliler ve Filistinliler arasında herhangi bir uzlaşmayı neredeyse imkansız kılacak noktada kışkırttığını söylemek gerek.

1994 yılındaki kuruluşundan beri Filistin Yönetimi (FY) bütün enerji ve propagandasını İsrail'in meşruiyetini yok etmek ve ülkeyi yalnızlaştırmaya adadı. İronik olarak, bu kışkırtma, Filistin Yönetimi İsrail ile bir barış anlaşmasına ulaşma girişimi çerçevesinde İsrail'le görüşürken bile devam etti.

İsrail'le barışmak istiyorsanız, halkınıza iki de bir Ağlama Duvarı'nın Yahudiler için hiçbir dini önemi olmadığını, aslında bu duvarın Müslüman mülkü olduğunu söylemezsiniz.

Yahudi tarihini ya da Yahudiler'in bu topraklarla olan bağını reddetmeye devam ederek İsrail ile barışamazsınız. Örneğin, Filistin Kurtuluş Örgütü'nden (FKÖ) Hanan Aşravi'nin, ABD Başkanı Barack Obama'nın, Yahudi tarihini tanıyan açıklamalarına cevap olarak söylediklerine bakın: "Bir kez daha Obama Siyonist ideolojinin söylemlerini benimsedi. Bu bölgeye geldiğinde, Yahudiler'in kendi topraklarına dönüşü hakkında konuşurken bu söylemi kullandı ve bu bir Yahudi devleti dedi."

Eğer halkınıza ve dünyanın geri kalanına Siyonizmin, dünya hakimiyetini ele geçirmek olan Yahudi projesinin uygulanması için oluşturulduğunu sürekli söylerseniz, İsrail'le hiçbir zaman barış yapamazsınız. Ama Filistin Yönetimi'nin Şili Büyükelçisi İmad Nabil Jadaa, Santiago'daki bir İsrail-Filistin barış konferansında bunu söyledi.

Filistin Yönetimi'nin Şili Büyükelçisi Imad Nabil Jadaa, 15 Mayıs tarihindeki toplantıda, Antisemitik uydurma bir organizasyon olan "The Protocols of the Elders of Zion'un" dünya hakimiyetine yönelik Yahudi planlarının kanıtlarını içerdiğini duyurdu. Aynı konuşmada Jadaa "Yahudi halkı diye birşey yok" dedi ve Filistinliler'in, Yahudi halkının varlığını tanımadığını da ekledi.

Filistin Yönetimi halkına, Yahudiler'in Gazze Şeridi'nde vahşi domuzları kullanarak Filistinli çiftçileri kendi tarlalarından ve evlerinden dışarı attığını söylerken, İsrail'le barış yapmak imkansız olacaktır. Bu, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'ın, Ramallah'taki bir Filistin yanlısı konferansta söylediği bir şey.

Filistin Yönetimi'ne göre Yahudiler, fareleri kullanarak Kudüs'ün eski şehrindeki Arap sakinleri evlerinden dışarı kaçırdı. Doğrudan Abbas'ın makamına hizmet veren resmi Filistin haber ajansı Wafa, bir haberinde Kudüs'ün eski şehrinde farelerin, Arap sakinleri evlerinden çıkarmak için bir "İsrail silahı" haline dönüştürüldüğünü yazdı. Ajansın haberine göre: "İsrailli yerleşimciler eski şehri farelere boğdu...Arap sakinlerin acısını artırmak ve onları evlerinden kaçırıp şehirden ayrılmalarını sağlamak için fareleri saldılar."

Bu mesajlar Filistinliler'e sadece Hamas tarafından değil, aynı zamanda Batı'nın desteklediği ve İsrail'in "barış ortağı" olan Filistin Yönetimi tarafından da veriliyor. Bu mesajlar Filistinliler'e camiler, medya ve Filistinli liderlerin basın açıklamaları olarak ulaştırılıyor.

Bunlar, Filistin Yönetimi'nin İsrail ve israilliler'i yalnızlaştırma, meşruiyetini ortadan kaldırma ve şeytanlaştırmaya yönelik dünya genelindeki kampanyasının bir parçası. Filistin Yönetimi liderleri ve temsilcileri İsrail'i "savaş suçları" ve soykırımla suçlamaya devam ediyor ve halkını kesinlikle İsrail'le barış için hazırlamıyor. Tam tersine, bu iddialar, Filistinliler'i İsrail'e karşı daha fazla kışkırtmaya hizmet ediyor.

Bu tür kışkırtmalar, aslında daha fazla Filistinli'yi, Filistin Yönetimi'nin rakiplerinin, yani öncelikle Hamas'ın kucağına itiyor. Halkınıza sürekli İsrail'in barış istemediğini ve Filistinliler'in hayatını yok etmeyi, topraklarını çalmayı amaçladığını söylerseniz, Filistinliler'in, değil barış, hiçbir şekilde İsrail'le uzlaşmasına imkan bırakmazsınız.

Kaldı ki bu sadece barış veya İsrail karşıtlığı kışkırtmacalarına karşı eğitim eksikliği değil.

Uluslararası toplumun, hiçbir Filistinli liderin İsrail'le kalıcı bir barış anlaşması imzalama gücü olmadığını kabul etmesinin zamanı geldi. Çünkü Ramallah ya da Gazze Şeridi'ndeki hiçbir lider İsrail'le çatışmayı bitirmeye yetkili değil.

Eğer Yaser Arafat 2000 yılındaki Camp David zirvesinde eski Başbakan Ehud Barak'ın yaptığı cömert öneriyi kabul edemediyse, Mahmud Abbas İsrail'e nasıl herhangi bir taviz verebilir? Arafat'ın o dönemde öneriyi, İsrail'le bir barış anlaşması imzalayan ilk Arap lider olan ve suikaste uğrayan Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'la çay içmek istemediği için reddettiğini söylediği aktarıldı.

Pek çok bakımdan Abbas bugün yüz yüze kaldığı durumla ilgili sadece kendini suçlayabilir. Eğer halkınıza hiçbir zaman taviz vermeyeceğinizi söylüyorsanız, İsrail'le herhangi bir barış anlaşması imzalayabilir misiniz?

Abbas'tan sonra gelecek Filistin liderinin İsrail'e gerçek tavizler verebileceğine inananlar da hayal görüyor. Şunu kabul etmenin zamanı geldi ki ne şu andaki ne de gelecekteki bir Filistinli lider, İsrail'e en küçücük bir taviz bile veremez. İsrail'e taviz vermekten bahseden herhangi bir Filistinli çabucak hain olarak kınanır.

Bunlar, Ortadoğu'daki "barış sürecinin" neden bir kısır döngü olmayı sürdüreceğinin sebepleridir. İsrail'le barışmak için halkınızı İsrail'le barışa hazırlamalısınız. Bu, Filistin Yönetimi'nin yapmakta başarısız olduğu bir şey. Ve aynı zamanda bu, neden daha ılımlı bir Filistinli liderin ortaya çıkışını yakın gelecekte göremeyeceğimizi de açıklıyor.

Bağlantılı Konular:  Israel, Palestinian Authority
Son Makaleleri
e-posta ile gelişmeleri öğren: üye ol gatestone institute'un ücretsiz e-posta listesiyle.

tr